j

Lorem ipsum dolor amet, consect adipiscing elit, diam nonummy.

Follow Us

Search

Empathia Creative
  -  Yaşam Stili   -  Sehpa Kitaplarının Önemi
coffee table, interior design, blog, decoration

Sehpa Kitaplarının Önemi

Bir arkadaşınızın yemek partisine davetlisiniz. Elinizde ev sahibi için bir şişe şarap, saatinize bakıyorsunuz ve kendinizi tam vaktinde geldiğiniz için tebrik ediyorsunuz. Gülümsüyorsunuz kapı açılırken ama… kapıyı arkadaşınıza benzeyen biri açıyor. Lekeli yemek önlüğü, dağınık saçı ve yalın ayaklarıyla yüzyılın başlarından fırlama bir mutfak çalışanına benziyor. Arkadaşınız size sıcak bir hoşgeldin demeye gayret gösteriyor ama, biliyosunuz ki dakik olduğunuz için şu an sizden nefret ediyor. Dakikliğinize duyduğunuz gurur, bir yaz kokteylindeki buz kübü gibi yavaşça eriyor.

Mutfakta yardım etmeyi teklif ediyorsunuz ama çabucak farkediyorsunuz ki arkadaşınız, sizi geyik muhabbetiyle eğlendirme sorumluluğu dikkatini dağıtmadan yalnız bırakılmak istiyor. Elinize çenenizi kapatmanız için bir içki tutuşturuyor ve “evindeymiş gibi davran” diyerek sizi salona yolluyor. OK. Ama facebook, instagram ve twitter da bir yere kadar. Herkes trendy bir şekilde gecikmişken, kendiniz oyalamak için n’aparsınız? Sehpa kitaplarına uzanırsınız.

Bence sehpa kitapları hem dekorasyon hem de misafir ağırlama da önemli unsurlardan biridir. Bazen ince bazen de bir tuğla kadar ağır, onlar güzel görselleri ve sundukları stimüleyici bilgilerle hayal kurmamızı sağlar ve, bir an için de olsa, günlük rutinimizden alıp götürür. Yani aslında, hoş bir tarzla sehpanızın diğer üyeleriyle uyum içersinde çaktırmadan dursalar da, rüyalarınız ve kişiliğinizi en çok onlar anlatır. İşte birkaç favori kitap ve önerilerim:

SANAT: Paris in 1920s with Kiki de Montparnasse

Geçmiş yaşamımda 1920’lerin Paris’inde boynumda inci kolyem, kafamda tüylü tacım sanatçılarla deli gibi dans edip şarap içen bir bayan olduğuma dair hiçbir şüphem olmadığını göz önünde bulundurursak, kitap doğal olarak beni hem kalbimden hem de ruhumdan sıkıca tutup çekiverdi kendine. Tasarım ve içeriğiyle lüks, öyle zengin bir kitap ki tarihin en etkileyici dönemlerinden birini anlatırken fotoğraflar, ilüstrasyonlar ve resimlerle taşıyor adeta: Gürleyen 1920’ler.

O bohem zamanlardan bugünlerimize kadar tesirini hissettiğimiz ve şu an tanıyıp hayranlık duyduğumuz sanatçılar, isyankar teknikleri, cesur bakış açıları ve maceraperest ruhlarıyla 1920’lerin köklü bir devrimden geçmesinde büyük rol oynamışlardır. Hepsinin paylaştığı ortak ilham perileri ise, Paris’in kendisi dışında, Montparnasse mahallesinin Kraliçesi olarak tanınan, Kiki’ydi. Görsel olarak okuyucu hapseden bu kitap her resimle farklı bir hikaye anlatıyor. Sadece aşk ve joie de vivre felsefesi ile ilgili değil, aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelen bu dönemin hem sanat hem de politika tarihimiz açısından önemini de konu alıyor.

 

 

 

kiki

Fun fact: She also happens to be the muse of my favorite lingerie store, Kiki de Montparnasse.

 

 

jane

Jane & Serge Family Album by Andrew Birkin

Stil ikonu Jane Birkin ve müzik ikonu Serge Gainsbourg’un efsanevi ilişkisi beni her zaman büyülemiştir. Ne zaman onlar hakkında birşey okusam veya resimlerine baksam, içimde arzu ve özlem beliriverir. İlişkilerinin çocuksu maceraları, sanata olan tutkuları, seksüel özgürlükleri, stimüle eden sosyal çevreleri ve sevgi dolu aile yaşamlarının hepsini içinde barındıran tatlı bir yaratılışı vardı sanki. 

Çiftin hem aile hem de sosyal yaşamının büyük bir parçası olan Jane Birkin’in erkek kardeşi Andrew, bizlere kitabının sayfalarını gözetleyerek dostları, çocukları ve birbirleriyle kurdukları hayata samimi birer tanık olmamız için bir fırsat tanıyor. Sevgi, kahkaha ve basılı fotoğraflar, yapıştırmalar gibi sürprizlerle dolu bir kitap.

An Indian Album by Cecil Beaton

Bütün görme şansı buduğum yerler arasında Hindistan benim için en duygusal ve ilhamlı seyahatlerden biri olmuştur. Duyarlı doğası ve rengarenk canlı ruhu, beni besleyip ayağa kaldırmıştı koruyucu bir melek gibi. Beni sakinleştirip merkezlemişti, bir ağaç gibi. Açmaya başlamış bir çiçek gibi büyün duyularımı uyandırmıştı. Çok özel, sihirli bir yer… Hindistan.

Dolayısıyla eğer Hindistan’la ilgili bir seyahat kitabı edineceksem, o da bu 1945’de ilk basımı çıkan unutulmaz fotoğrafçı ve tasarımcı Cecil Beaton’ın kitabı olurdu. Tabii ki ziyaret edilmesi gereken en trendy yerlerin listesini yapan güncel bir seyahatname değil. Ancak narin ilüstrasyonları, duygu yüklü fotoğrafları ve zarif kupürleriyle, Hindistan’ın zerafet dolu özünü yakalayarak beni nostalji, sevgi ve şefkatle dolduran yere hakkını veriyor.

 

 

indian-album

 

 

tennis

ITF’S 100 Years of Tennis

Beni tanıyanlar iyi bilirler ki benim spolarla yakından uzaktan alakam yoktur… çılgınlar gibi dans etmeyi saymazsak. Spora hayranlık duyuyorum. İnsan vücudu ve ruhu için neden gerekli olduğunu anlıyorum. Ama gel gelelim ne denerim, ne de çok seyretmesini severim. Tuhaf bir şekilde, bunun tek istisnası tenisdir. Belki de bana çocukluk anılarımı geri getirdiği için. İyi tenis oynayan dayım Münih’den bizi ziyaret ederdi. Annem acaip kolay ama manyak lezzetli tavuklu sandwichlerinden yapardı. Televizyonun etrafını sarar, sarı topu seyreder, nefesimizi tutardık kortun bir ucundan diğerine giderken.

Bu yüzdendir ki Uluslarası Tenis Vakfı’nın Tenis’in 100 Yüzyılını kutlayan kitabını elime geçirmek istiyorum çok. Tenisin tarihini eğlenceli bir tarzla anlattıkları gibi kitap hiç görülmemiş fotoğraflar, nadir anılar, unutulmaz oyunlar, değişen stili ve daha bir sürü matrak bilgi de sunuyor. Koleksiyonunuza klasik bir ekleme, kitap gelmiş geçmiş en zarif sporlardan sayılan tenisi kutlamak için size servis yapıyor (ha-ha).

Paris versus New York by Vahram Muratyan

Le réalisateur (Yönetmen: Jean-Luc Godard Woody Allen’a karşı) adlı posterini çalışma odam için ısmarladığımdan beri, en sevdiğim iki şehirden New York ve Paris‘in estetiğiyle minimal ve zeki, doğru saptamalarıyla inanılmaz komik karşılaştırmasına bayılıyorum. Daha önceden de bu serinin ne kadar hoşuma gittiğiyle ilgili yazmıştım ama şimdi de kendimi tekrarlayarak daha ne kadar çok sevdiğimin altını çiziyorum. Her iki şehirde de vakit geçirmiş misafirleriniz varsa, siz mutfakta hazırlıklarınıza gönül rahatlığıyla devam ederken, salondan misafirlerinizin kahkahalarını duyabilirsiniz.

paris

 

 

 

 

diana

Diana Vreeland’s Memos – The Vogue Years

Vogue dergisinin sadece modaya olan tutumunu değil, aynı zamanda sanat, seyahat, güzellik ve kültüre olan bakış açısını da tamamen değiştren bu hayat dolu kadına olan hayranlığım, hayatını konu alan belgeseli izlerken başlamıştı. Filmdeki bazı röportajlar Vreeland’ın toplantı yerine çok daha etkili bir şekilde kullandığı bildirilerine değinmişlerdi ki, herhalde yayımcıya 250’den fazla özel yazışması ve 1960’lar sırasında unutamadığımız Vogue hikayelerine sebep olan editör ve fotoğrafçılara verdiği direktifleri bir kitap altında derleme fikrini vermiş.

Şimdi artık vintage olmuş eski dergi sayılarında çıkan muhteşem fotoğraflara bakabilme keyfi ayrı. Bu kitabı benim için asıl değerli kılan, okuyucularına, detayların içinde saklı güzelliklere tutkuyla bağlı ve hayatla ilgili bensersiz bir perspektife sahip bu kişiliğin yaratıcı zekasının iç yüzünü anlayabilmemiz için bir yol açması. Bu eksantrik bildirilerde verdiği tavsiyeler arasındaki bazı favorilerim, “Enerji bir alışkanlıktır… Enerjini kullan ve daha çok enerji sana akar, ” ve “Her kızın içinde karşısında duygu uyandırma olasılığı vardır. Duygu yoksa, güzellik de yoktur.”

The Perfectly Imperfect Home

İstanbul’daki apartmanıma taşınırken en büyük yardımcılarım, Feng Shui uzmanı annem haricinde tabii ki, Domino dergileri ve Domino Dekorasyon Kitabı’ydı. O yüzden beni anında kendisine çeken bu hoş eserin yaratıcısının Domino’nun editörü Deborah Needleman olmasına hiç şaşırmadım. Kitap, evinizin hayatınızdaki en güzel arka plan olmasını sağlamak için ana dekoratif elementleri üzerinden ilerlemek ve ilham veren yaratıcı fikirlere ulaşmak için kusursuz bir kılavuz.

Kendisini daha da özel yapan, evinizin bütün neşe ve kusurlarıyla hiç çaba sarfetmeden nasıl şıklaştıracağınızı, fotoğraflar yerine meşhur sanatçı  Virginia Johnson’ın orijinal sulu boya çizimleriyle canlı bir şekilde gösteriyor olması. Bir kitapda hem sanat hem de dekorasyon.

 

 

design

 

 

proust

Vanity Fair’s Proust Questionnaire

19. yüzyılın Fransız yazarlarından Marcel Proust tarafından yaratılmış, bir şahsın doğasının en özünü ortaya koyduğuna inandığı soru setleri, Martin Scorsese, Aretha Franklin, Norman Mailer, Lauren Bacall gibi günümüzün gelmiş geçmiş en seçkin, göze çarpan kültürel karakterlerine sorulursa ne olur? Candan, düşündürücü ve bir o kadar da matrak bir kitap. Hem bu kişilikleri verdikleri cevaplarla daha da derinden tanıyoruz, hem de soruları kendimize sorarak kendimizi.

Eğer gelen misafirleriniz de gerçek özlerini ortaya çıkartmak isterseniz, neden kendi Proust Questionnaire’nizi sipariş etmiyorsunuz? Buraya tıklamanız yeterli.