j

Lorem ipsum dolor amet, consect adipiscing elit, diam nonummy.

Follow Us

Search

Empathia Creative
  -  Köşe Yazısı   -  Caz Neden Sevilmeli

Caz Neden Sevilmeli

8. doğumgünümde annemler bana pembe bir kaset çalar hediye etmişti ki hala hayatımda aldığım en güzel hediyelerden biridir benim için. Bayılmıştım. Tatlı pembe rengine, kaset koyduğumda yaptığı “klik” sesine, her dinlediğim kaset ablamdan ödünç olsa da istediğim müziği kendi odamın huzuru içinde dinleyebilme özgürlüğüne.

kaset

Dayım Münih’de yaşardı ve aralıklı bizi ziyaret ederdi. Uçağı da hep gece vakit olduğundan yalvarırdım anneme “geldiğinde beni uyandır” diye ama uyandırmazdı hiçbir zaman. Gel gelelim bir gece dayım kaset çalarıma bir kaset yerleştirirken uyanıverdim.  Uyandığımı görünce ışığı açtı ve “seninle bir sır paylaşacağım” der gibi bilmiş bir tebessümle play tuşuna bastı ve Ella Fitzgerald, Summertime şarkısını söylemeye başladı. Hayatımda duyduğum en güzel ses olduğunu düşünmüştüm.  

Bilgili ve coşkulu bir hayran olan dayımın da etkisiyle, caz hayatımda her zaman yer almıştır ve önemli dönemlerimin soundtrack‘i olmuştur. Her blu çağındaki genç gibi kızgın ve anlaşılamamış hissettiğim lise dönemi sırasındaki marşım Nina Simone’un Please Don’t Let me be Misunderstood şarkısıydı. Boşandığım dönem Chet Baker’ın Almost Blue‘su yalnız gecelerde gözyaşı dökerken bana eşlik etmişti. En güzel ve hatırda kalan yaz günlerimde ise hep Stan Getz & Astrud Gilberto’nun The Girl from Ipanema şarkısını mırıldanmışımdır. 

Belki benim için çok kişisel bir çağrışımı olduğundandır, bazılarının düşmanmışcasına caza saldırması tuhafıma gitmiştir her zaman. Özellikle İstanbul’da büyük bir ayrım olduğunu farkediyorum. Bir yandan caz klüplerindeki programları takip edip büyüktumblr_mn61sucVdn1qhoqwfo1_500 heves ve coşkuyla festivallere katılan bir hayran kitlesi var. Bir zıt yandan da nefret edenler. Nasıl bir nefretse, besledikleri antipatiden öyle bir tatmin duyuyorlar ki kavgacı fikirlerini canlı bir performans sırasında bile yükseltebiliyorlar. (Neden oraya geldiklerini aklım ve mantığım algılayamıyor.)  

En yaygın gerekçe, “caz kendini beğenmiş entellerin veya sahte özentilerin müziği” gibi ısrarcı bir inançtan kökleniyor. Aynı derecede kinci bir yaklaşımla caz “sosyete müziği, halkın müziği değil,” gibi etiketleniyor. Bu iddiayı o kadar yanlış ve ironik buluyorum ki!  Öncelikle herhangi bir müzik, sosyal statü ve kişisel tercihler faktör olmaksızın – onu dinleyecek herhangi bir şahsa hitap edebilir. Müziği evrensel yapan budur. Onu geçtim, daha da acil anlaşılması gereken – ve bu tavrı komik kılan – cazın 1800’lerde sömürülen ve köleliğe mahkum edilen Afrika’lılardan doğmuş olması. 

I’ll be glad when the sun goes down (Güneş battığında memnun olacağım) şarkısını dinlerken işçilerin acısını hissedebiliyorsunuz; Marian Anderson sancılı sancılı Nobody Knows the Trouble I’ve seen (Kimse benim derdimi bilmez) şarkısını söylerken kalbiniz kırılıyor. Şarkı sözlerini bilmenize veya bir müzisyen olmanıza gerek yok, bir günü hiçbir umut olmadan geçirebilmenin verdiği zorluklara empati duyabilmeniz için. Bu yüzden bütün bir müzik türünü “kendini beğenmişlerin müziği” olarak tanımlamayı yanlış yönlendirilmiş, trajik bir yaklaşım olarak buluyorum. 

Ernie Barnes Late Night DJ, 1980İnsanlar birşeyi hakkıyla anlamadığında onu yargılarlar. Ben bu konuda bir uzman olduğumu iddia etmiyorum, edemem. Ben sadece cazı seven bir dinleyiciyim. Buradaki amacım ne dinleyip dinlemeyeceğinizi dikte etmek değil. Bu gerçekten sübjektiftir. Ancak bazılarının – mesela bir “baş ağrısı” olarak – cazı esgeçmeye zorunlu hissetmesinin sebebinin, sırf cazı tanımamaları olduğu ihtimalini belirtmek istiyorum. Onu neden sevdiğimi paylaşarak, gerçek bir temeli olmayan bu antagonizmi en azından nötr bir hale getirmeyi denemek istiyorum. Kim bilir, belki nefret meraka dönüşür. Sonuçta cazı caz yapan merak ve değişimdir.  

Değişime olan bu açıklık, özünde yatan tohumdandır… doğaçlama. Harmonik bir yapı içersinde de olsa, tamamen özgür de bırakılsa, doğaçlama cazın tek sabitidir. Melodi için yaşarlar, ancak kompozisyona hapsolmazlar… Keşke hayatımı bir caz müzisyeninin entrümanını çaldığı gibi yaşayabilsem. Kendilerini akışa bırakabiliyorlar… Tutkulu merakları onları başka olanaklar, şarkının farklı kat ve boyutlarını aramaya yölendiriyor ki bu da rutini bölüp yaratıcılığı fişekliyor. Hassas bir duyarlılıkla odanın modunu hissedebilmeleri ve tempoyu ona göre ayarlayabilmeleri, onlara akıcılık veriyor.  Sanatlarındaki üstün ustalık ve egemenlik, onları spontane olabilmeleri için izin veriyor. Doğaçlama sizi an‘da tutuyor.

Dave Brubeck demiş ki, “Caz özgürlük demektir. Özgürlüğün sesidir: Hadi çıkın dışarı ve doğaçlayın, risk alın, mükemmelliyetçi olmayın – onu klasik müzisyenlere bırakın.” Cazda takdir ettiğim şeylerden biri de, toplumun ideal işleyişinin ibret verici temsiliyetidir. Uyum sağlayabilmeleri için belirli kurallar grubu çerçeveler. Ancak o uyumun içersinde her king_oliver_creole_jazz_band_sanfran_1921müzisyen tamamen bağımsızdır. Notalar onları demirlemez ve liderleri tek bir kompozitör değildir. Zeminleri ustalıklarıdır ve kendilerini ifade etmekte serbesttirler. 

Canlı bir performans seyrettiğinizde, çalarların birbirlerinin sahnedeki ruh halinden nasıl beslenip ondan etkilenerek çaldıklarını farkedebilirsiniz. Birbirlerinin hünerlerini göstermeleri için teşvik eder, hissettiklerini yetenekleri aracılığıyla ifade edebilmeleri için alan sunarlar.  Bir aranjman içersinde bile her müzisyen eşit derecede dinlenir. Demokratiktir. Birbirlerine kendileri olmaları için özgürlük tanırlar. Sınır tanımadan. Herbie Hancock’un anlattığı gibi, “Cazda biz paylaşırız, birbirimizi dinleriz, birbirimize saygı duyarız, an içinde yaratırız. En iyi halimizde, yargılamayız.” Caz açık-fikirlidir. Bu yüzden oyun oynayabilir. Ve bu yüzden bir caz konseri o kadar maceraperest ve eğlencelidir. 

Cazda arayış ve keşfetme hevesi vardır. Sadece müzikal olasılıkları değil, ama daha da temelinde duygularımızı. Tutku olsun, öfke, heyecan, mutluluk veya hüzün, hem melodiler hem de şarkı sözleri, insan olmanın en derinliklerine dalar. Eğer onun bu duygusal dalgaları içinde sörf etmeye hazır değilseniz, cazı tam anlamıyla duyamazsınız. Dolayısıyla hiçbir dayanağı olmadan reddetmek  onu, belki daha kolaydır bazıları için. 

cut-outs-2.jpg!BlogDayım bir kere demişti ki, “Bir pop şarkısının aksine, cazı bir paket cips gibi tüketemezsin. Dinlemek şart.” Caz, özünde insan ruhunu anlatır. Cazı anlayabilmek için, dinlemeniz gerekir. Sadece açık kulaklarla değil, asıl açık bir kalple.

Umarım şimdi cazın, “asansör müziği” demeye alıştığımız eski şarkıların sulandırılmış hali, veya avant-garde bateri sololarından ibaret olmadığını görmüşsünüzdür. Uzun ve devrimsel tarihi ve kendine özgün türlü tarzlarıyla -ragtime’dan New Orleans’a, Dixieland’den swing’e, bebop’dan hard bebop’a, blues’dan afro-cuban’a – caz duygularımız kadar zengin, değişken ve çok yönlüdür. Hisli, tutkulu ve  vazgeçmeyen, kendi kalbimizin ritmini yakalar. 

Sizleri için hazırladığımız ilham verici 10 müzik listesiyle bırakıyorum. Toplam 50 şarkı, değişik tarzların bir karışımı olmakla birlikte önemli müzisyen ve şarkıcıları içererek, farklı mod, aktivite ve günün saatlerini kapsarlar. İstediğiniz listeye tıklamanız yeterli. Açık olun, hissedin ve keyfine varın! 

 1sabah2ulasim3calismak4kokteyl5dinlenmek6ask7parti8melankolik9hayal10gece