j

Lorem ipsum dolor amet, consect adipiscing elit, diam nonummy.

Follow Us

Search

Empathia Creative
  -  Röportaj   -  Canım İstanbul – Çiçek Açan İstanbul’un Yeni Bülteni
Seyahat, Blog, Travel

Canım İstanbul – Çiçek Açan İstanbul’un Yeni Bülteni

Her zaman söylerim. İstanbul’u ziyaret etmek, İstanbul’da yaşamaktan çok daha güzeldir. Kolay bir şehir değil. Devasa, kompleks, çok katmanlı. En iyi ve en kötü anlamıyla sağı solu belli olmaz. Onu ziyaret etmek, muhteşem bir gönül macerası gibidir. Herşey yenidir. Karakterinin sadece en iyi yönlerini sunar size. Normalde sizi rahatsız edecek taraflarını görmezden gelirsiniz. Egzotikliği sizi sarmalar. Kültür, stil ve mimarisinin çeşitliliği altında hayranlıkla ufalırsınız. Gizemlidir ve tam daha fazlasını isterken, hayalini kurmak üzere ayrılırsınız.

İstanbul’da yaşamak ise eskimiş, yorgun bir evliliği anımsatır çoğu zaman. Şehir, artık tahammül edemedeğiniz bir eşe dönüşür. Onunla ilgili ilk başlarda hoşunuza giden şeyler, artık sizi en illet eden şeylerdir. Hep yorgun hissedersiniz. Katı rutininiz eziyet verir. Kendi yarattığınız bir baloncuk içersinde hep aynı kişilerle aynı şeyleri yapar, aynı yerlere gidersiniz. Sonra da söylenirsiniz, “Artık hiç yeni şeyler yapmıyoruz!”

logoİşte o an Canım İstanbul yardımınıza yetişiyor! Sevgili arkadaşım Joseph Donyo’nun yarattığı bir Bülten / Newsletter. Haftada iki kere, kendi baloncuğunuzun dışında İstanbul’da neler olup bittiğiyle ilgili bir email alıyorsunuz. Yeni bir restoran açılışı, ofisinize gelen manikür/pedikür servisi, yeni bir sanat sergisi….

Bu newsletter şehirle olan ilişkinizi canlandırıyor adeta. Sizi bulunduğunuz transdan uyandırıveriyor. Bir rutine esir kalmak zorunda olmadığınızı hatırlatıyor. Size, “Deneyimleyebileceğin daha çok olasılıklar var,” diyen küçük – emailler sadece bir paragraf uzunluğunda – bir not.

Bu şehirle olan zorlu ilişkimle mücadele ederken, Canım İstanbul’un email’lerini almak bana umut ve neşe veriyor.lunapark - original Yazın ilk günü gibi hissettiren sıcak günde, Joseph’le yaptığımız keyifli sohbeti sizlerle de paylaşmak isterim.

B: İstanbul’la nasıl tanıştın?

J: Ailem İzmir’li olduğundan Türkiye’de, özellikle İzmir’de çok vakit geçirdim. 2004’de babamın tekstil işini yürütmek için İstanbul’a daha sık gelmeye başladım ve o zamandan beri bir ayağım hep İstanbul’da oldu. Her ay gelirken 2012’de buraya taşındım. 2013’ün sonunda tekstili bırakmaya karar verdiğimde Paris’e geri döndüm, ama gene her ay gelmeye devam ediyorum. İşte bu da benim İstanbul’la ilişkim.

B: Neden İstanbul? Seni böyle bir newsletter yaratmak için tam olarak ne esinlendirdi?

J: Enerjisi. Sunduğu şeylerin çeşidi yoğunlaştıkça İstanbul’u da Paris veya New York gibi majör bir şehir olarak görmeye başladım. Açılan restoranlar, cool barlar, konserler, sergiler… Belki Paris veya New York kadar olmasa da o yönde bir ilerleme hissettim. Ve materyal olmasına rağmen arkadaşlarımın sürekli aynı yerlere gittiğini farkettim.

Kozmonot - originalB: Burada yaşayanların çok kolay düştüğü bir tuzak.

J: Sırf İstanbul değil. Hepimiz eninde sonunda bir rutinin içine düşüyoruz. Ama şehirde bu kadar güzel gelişmeler olurken bunun olmasının çok yazık olduğunu düşündüm! En yakın arkadaşlarımdan biriyle konuşurken dedik, “Kıçımızı kaldırıp başka yerlere gitmeliyiz artık. Hep Asmalı Mescit’deki aynı meyhaneler, hep aynı…

B: … görülmek istenilen barlar….”

J: Aynen! Halbuki bir sürü başka yer var! Dedim, “Her hafta yeni bir restoran veya bara gitmeye çalışalım,” ve aynen de onu yaptık. Tam “tekstili bırakıp başka birşeyler bulmak istiyorum” ruh halindeyken gerçekten ne yapmak istediğimin arayışına girdim. Düşünmeye başladım: Ben tam olarak ne istiyorum? Neler yapmaktan hoşlanıyorum? Ben neleri okumaktan hoşlanıyorum okuyucu olarak? Şehirde olup bitenlerle alakalı abone olmak isteyebileceğim herhangi bir lokal basının olmadığınu gördüm. Birkaç alternatif vardı ama tam olarak aradığım şey değildiler. O yüzden böyle bir şey yaratmak istedim.

B: Ama bu konuda bir avantajın var bence. Ne zaman İstanbul’a sinirlensem, bir turist gözüyle bakmaya çalışıyorummoda-sahnesi_original negatif bakış açımı değiştirmek için. Bu sayede birden etrafımda farklı şeyler farkedip, olup bitenleri de oldukça farklı görmeye başlıyorum. Bu kafa yapısındayken şehrin kendisi de harika bir keşfe dönüşüyor.

J: Evet, dışardan gelip bakıyor olmam gerçekten bir avantaj. Geçtiğimiz on yıldır buraya çok sık geliyordum ama hep Yeşilköy’deki otellerde kalıyor, Güneşli, Halkalı, Yenibosna gibi yerlerde çalışıyordum. Buraları ne kadar sevsem de İstanbul’u, 2012’de buraya taşındığımda hakkıyla tanımaya başladım. Cihangir’de bir daire tuttum ve bol bol gezdim, özellikle Beyoğlu’nda, ve işte o zaman burada yaşadığımı hissettim. Dilini konuşuyor ve kültürünü biliyordum, ama şehrin kendisi yepyeni bir oyun alanı olmuştu benim için.  
istemanikur_original

B: Hedef kitlen İstanbul’un bayanları, değil mi? Bu karara nasıl vardın?

J: Medyada sayılı mevcut yere baktığımda, hepsinin genç profesyönelleri hedeflediğini gördüm. Ama yeni bir şey yaratmak istiyorsam, hem şu an hitap edilmeyen, hem de 10 yıl moda/tekstil işinde çalıştıktan sonra bildiğim bir kitle olmalıydı.

Burada yaşayan bütün kız arkadaşlarıma online Vogue veya Elle’in benzeri ne okuduklarını sordum. Kimsenin yanıtı yoktu. Kimse, “İşte bu blog’u takip ediyorum” veya “şu güzellik sitesini beğeniyorum,” diyemedi.Içindekiler_original

B: Net bir kaynak yok.

J: Yok! O yüzden Canım İstanbul’a feminen bir tarz vermeyi düşündüm. Sırf bayanlara hitap etmiyor aslında çünkü bir sürü restoran / bar / konser/ sergi / yoga gibi değişik konulardan bahsediyoruz ve bundan doğal olarak herkes faydalanabilir. Ancak Canım İstanbul’u ayrıştırmak için hem görünüşü hem yakaldığı ton ile daha feminen bir ürün olarak sunmak istedim. Şu an yaklaşık 5000 okuyucumuz var ve bunun %90’ı kadın.

B: Yazılara eşlik eden çizimler çok rahat, bilgili, akıllı bir ton yakalıyor ki bence bu da newsletter’da eğlenceli ve hoş bir hava yaratıyor. Kendine özgün.

J: Ve belki de erkekler için biraz fazla feminen kaçabilir. Konu onları ilgilendirse bile karakter bir kız olduğu için direkt es geçebilirler. unnamed-1

B: Aaa, ama akıllı bir erkek olsa okur sırf bakmak için…

J & B: … kızlar ne okuyor diye!

J: Hey benim de Vogue okuduğum oluyor! Eğer önüme Cosmo veya Elle çıkarsa, kadınların iç dünyasını kavramak için göz atarım. Tabii EĞER gerçekten onu temsil ediyorsa.

B: Diğer tarafla ilgili edindiğin bilgi, bu oyunda seni üstün kılar.

B: Çizimler her yazı için tek tek tasarlanıyor, değil mi?

J: Evet, amaç her yazıya özel tasarım yapılması. Diyelim ki konu bir hamam, herhangi bir hamam değil, o hamama özel bir resmin çizilmesi lazım.kilic-ali-pasa-hammam

B: Konu ettiğiniz yerler de eminim bu kadar detaya önem verilmesini takdir ediyorlardır.

J: Bayılıyorlar! Hatta newsletter’da çıkan bazı yerler şimdi posterlerini de istemeye başladı. Çerçeveletip duvarlarına asmak istiyorlar. O yüzden yazdığımız yerlere hediye olarak vermeye başladım. Bence içeriğimize aldığımız her yerin duvarında kendilerine özel bir Canım İstanbul posteri olması çok hoş olur.

B: Çok iyi fikir!

J: Eşsiz bir şey olduğundan onlar için iyi. Benim için de iyi çünkü böylece yeni insanlar Canım İstanbul’u duymuş oluyor.

B: Posterlerden konu açılmışken, daha önce seninle konuşurken gelecekle ilgili düşündüğün olanakları tekrar paylaşır mısın?

Cleopatra's Bling (600x401)

J: Bu yıl Canım İstanbul’la ilgili yapmak istediğim birkaç şey var. Birincisi müzikle ilgili. Mayıs ayından itibaren, çok bilgili ve eklektik bir müzik zevkine sahip olan Cizenbayan‘la birleştik ve onunla çalıştığımız için çok mutluyum. Her ay Canım İstanbul okuyucularıyla konser seleksiyonlarını paylaşıyor olacak. Aynı zamanda bahsettiğimiz gruplardan örnek şarkılar eklediğimiz bir SoundCloud hesabımız var ki insanlar önerdiğimiz müzikleri dinleyebilsinler. Umarım zamanla aylık bir çalma listesi olmanın ötesinde başka listeler ve yenilikler eklenir, ve sonunda yeni müzikler keşfetmek isteyenler direkt Canım İstanbul SoundCloud’a giderler. Bu çok güzel olur.

Haziranda ise video yapmaya başlıyoruz. Video yapımı işinde olan bir arkadaşım Paris’den geliyor olacak. Tam olarak ne yapacağımızı henüz bilmiyorum, ama İstanbul’da yürüyüp bakınacağız ve eminim iyi birşeyler çıkacak ortaya.

B: Spontane olmaya yer bırak.

J: Kesinlikle!

B: İstanbul’un özelliklerinden biri de bu değil midir? Tam herşeyi çözdüm derken tamamen sıradışı bir şeyle karşılaşıverirsin.

J: İstanbul’un güzel yanı o gerçekten. Yepyeni şeylerin olabileceği bir oyun alanı. Bir sonraki mahallenin neresi olacağı ilgimi çekiyor. Balat belki? Son zamanlarda birçok kişinin git gide oraya taşındığını duyuyorum. Karaköy ama Galata Kulesi’nin öteki tarafı olabilir? Orda da çok cool sokak sanatı bulunuyor.

B: Metropol şehirlerin kuralıdır zaten. Sanatçılar nereye göç ederse, orası bir sonraki popüler mahalle olur.

J: Sanatçılar ve eşcinseller…  Ama İstanbul’da bu ne kadar geçerli bilmiyorum. O kadar homofobik bir kültür ki, Paris, New York veya Londra’daki gibi trend‘leri yaratmalarına ne kadar izin veriliyor emin değilim. Burada yeni gidilmek istenen yerlerin, sokakların nereler olacağını etkileyebilecek kadar yeterli bir eşcinsel toplumu var mı?

B: Belki bir gün…drip-coffeeist Peki sırada başka ne var?

J: Evet, müzikten ve video’dan bahsettik. Bir de websitesi üzerinde çalışmaya başladım. Ama odağım gene newsletter olarak kalacak. Bu formatı seviyorum. Kısa olması; haftada sadece iki kere olması; direkt size geliyor olması.  Etrafımda çok duyuyorum, “Email öldü. Artık herşey sosyal medya. Hayır şu, yok şimdi bu…” Ama hala email’in var. Hala Instagram veya Facebook’a üye olmak için email adresinin olması lazım. Bence email hiç bir yere gitmiyor. Fonksiyonu ve bileşenleri değişiyor olabilir. Ama hala herkesin email’i var.

B: Tabii ki! Ama bence websitesinin iyi bir fikir olmasının ana sebebi, o kadar güzel yazı var ki, bazen hepsini denemek için insanın vakti olmuyor. Halbuki websitesi bir arşiv görevi görür.

J: İşte aynen bu yüzden gerek duyuyorum! Websitesi sadece üyeler için açık olacak. Bütün yazdığımız restoranlar, barlar, bütün fitness yerleri, güzellik yerleri, bütün kültür yazılarının bir arşivi.

B: Kategorilere ayrılarak.

please-your-man_originalJ: Evet. Aslında çoğu zaman insanlar direkt Newsletter’ın kendisine cevap veriyorlar – ve tabii ki o yazışmaları ben alıyorum, bir robot veya müşteri hizmetleri departmanı değil, sadece ben varım – ve bazen “Hey, şu haber çok hoşuma gitti. Geçtiğimiz ay yazdığınız tüm yazılara nasıl ulaşabilirim?” diye soranlar oluyor. Ben de “Websitesi yakında gekliyor, ama tam olarak ne ilginizi çekiyor ben ona göre bir selection yollarım,” diyorum. Mesela biri daha çok restoranlarla ilgili bilgi edinmek istiyor, son 10 restoran yazımızı yolluyorum. Veya biri, “Kız arkadaşıma doğumgünü hediyesi almak istiyorum,” diyor ve en beğendiğimiz dükkanlarla ilgili yazıları paylaşıyorum. Okuyucularla bu şekilde bağlantı kurmayı seviyorum. Genelde güzel şeyler söylüyorlar, “Çizimleri çok seviyorum” veya “Bu yazı tam benlikti.” Ve hepsine tek tek cevap veriyorum. Bu şekilde harika insanlarla tanıştım. 

Ocak’daki “Je suis Charlie” bombalanmalarını hatırlıyorum da. Paris’deydim ve o gün tamamen yıkılmıştım. Ertesi gün planladığım gibi newsletter’ı yollayacaktım. Ama bir türlü şeker bir çizimle bir bar, veya her ne ile ilgili bir yazıysa toparlayamadım o gün. Denedim ama yapamadım. Sonunda Je Suis Charlie çizimlerinden birini aldım ve üyelere onu yolladım. “Bunu yaptığın için teşekkür ederim,” diyenler oldu. Bunlardan biri de Fransız bir kızdı ve şimdi arkadaşız ve birbirimizin projelerine yardım ediyoruz.

O yüzden söyleyecek bir şeyiniz varsa, “yanıt ver” tuşuna basmaya çekinmeyin.mae-zae_original (2)

B: Peki yazıları kim yazıyor?

J: Ufak bir yazar ekibimiz var. Bazen konuları ben seçiyorum, bazen yazarın fikri oluyor. Eğer öyle olursa, newsletter’ı yollamadan önce konu olan yeri şahsen deniyorum.

B: Bir sonraki sorum bu olacaktı.

J: Tabii ki. Sonuçta her ne kadar “Joseph’in Bülteni” veya “Joseph’in İstanbul’u” olmasa da, Canım İstanbul’un kişisel olmasını istiyorum. Gene benim almaktan hoşlanacağım birşey olmasını istiyorum. Benim gitmeyi isteyebileceğim yerlerin yazılmasını istiyorum. Bir nevi, kendi zevkimin bir yansıması.

B: İçerdiğiniz yerleri senin de deniyor olman çok iyi. Favorilerin var mı?

J: Oh! 75 newsletter yolladık şimdiye kadar dolayısıyla seçmesi zor. Ama evet bazı favorilerim var. Tünel’de Güneydoğu mutfağı sunan Antiochia en sevdiğim restoranlardan biri. Harika yemekleri var! Concept dükkanı Mae Zae, yoga ve sağlık olarak LiT, ikisi de Karaköy’de. Topağacı’nda Kozmonot cool bir yer. İyi bir havası var. Cider’ları var (bira içmiyorum)!

B: Karaköy en sevdiğin mahalle demek doğru olur mu?

J: Kesin Beyoğlu’na karşı bir zaafım var. Ama Taksim ve İstiklal git gide çok turistik olduğundan Karaköy’de takılmayı tercih ediyorum. Ama gene Karaköy’de de o kadar çok yer açılıyor ki, orada da kalite düşüyor.

B: Sence herşeyi tükettiğin bir nokta gelecek mi? “Tamam artık herşeyi raporladım” diyeceğin?

antiocha_originalJ: Ha! “İstanbul’da artık hiçbir şey yok!”

B: “Hiçbir şey kalmadı!”

J: Hiç sanmıyorum. Başından beri bunun iyi bir fikir olduğunu bu yüzden savundum. O kadar canlı bir şehir ki sürekli bir açılış söz konusu. Her ay sırf Karaköy’de 2-3 yer açılıyor! Şehrin ne kadar büyük olduğunu düşündüğünde – Beyoğlu, Beşiktaş, Bebek, Asya yakası… – yer kıtlığı yok.

Ama bir yandan da, bundan ötürü her gün yerine haftada sadece 2-3 kere newsletter yollamayı tercih ettim. Her hafta yazacak iki güzel şey oluyor. Ama günlük bir tempo olsaydı, o zaman içerikten ödün vermeye bir an gerek duyulur ve bu sefer şehirde olup biten her şeyi raporlamaya başlardık. Ben herhangi bir şeyden bahsetmek istemiyorum. Ben kaliteli şeylerden bahsetmek istiyorum.

B: Eminim farketmişsindir. Burada insanların çoğu özgüvenli olup kendilerine ait bir şey üretmek yerine, başkalarınınmagnum-photo_original yaptıklarını taklit etmeyi tercih ediyorlar. Yaratıcı bir ürün sunduğunda piyasaya, çok kısa bir zaman içersinde orijinal fikrinin tıpatıp aynısını başka yerlerde farkedersin. Kültür olarak telif hakkına maalesef saygı gösterilmiyor. Bu seni endişelendiriyor mu?

J: Evet, bu başıma gelebilir. Gerçi ben de Fransa ve Amerika’daki bazı newsletter’lardan ilham aldım.

B: İlham ayrı, taklit ayrı.

J: Evet. Doğrusu Canım İstanbul’u başlatmadan önce bu konuda kimseyle konuşmak istemedim, İstanbul’da buna benzer bir şey olmadığından.

B: Hala da yok…

J: …ama paylaştığım zamanlar da projeyi bu hale getirmemde yardımcı olan insanlarla tanışmama yol açtı. Neyse, sonuçta bir kere çıktı mı ortaya, herkes kopyalayabilir. O zaman onlardan daha da iyi olmalıyız! Gelecekle ilgili geliştirmek istediğim o kadar çok fikrim var ki! Tek tek. Önce herşey yerine otursun, rutine girsin, para getirsin ki yeni projelere yatırım yapabileyim. Amacım, yıl sonuna doğru çeşitli markalarla iş birliği yapmak.

aponia_originalB: Şimdiki ve gelecek üyelerine ayrıca söylemek istediğin bir şey var mı?

J: Şimdiki abonelere… Bunun anonsunu yapmadım ama umarım farketmişlerdir. Ne olur ne olmaz söylemek isterim ki geçtiğimiz ay newsletter’ımızda ufak tasarım değişiklikleri yaptık. İki şey:

Artık her newsletter’da son yazdığımız üç yazının link’ini de ekliyoruz. Eğer geçtiğimiz hafta çok meşgul olduğunuzdan okuyamadıysanız, şimdi kolayca kaçırdıklarınızı yakalayabilirsiniz.

Ama daha da önemlisi, mobil için yeniden tasarlandı. Üyelerimizin %50’si newsletter’ları mobil cihazlarından okuyor. Öğrendim ki her cihazda doğru ve güzel gözükecek bir newsletter tasarlamak zor bir işmiş. Ama şimdi çok daha güzel gözüktüğünü düşünüyorum ve umarım herkesin hoşuna gitmiştir.

Şimdiki ve gelecek abonelere… bundan sonra her ay sosyal medya veya newsletter aracılığıyla bir hediye vermeyi planlıyoruz.

B: Kesin milletin kulakları kabarmıştır sen “hediye” deyince…

J: Melez Tea‘den tatlı bir çay kutusu ile başladık. Facebook ve Instagram’dan fazlaca insanın katılmış olması teşvik ediciydi. Şimdi her ay bir hediye vermek istiyorum ve bence bu, sosyal medyada okuyucularla tanışmak için de eğlenceli bir fırsat. Instagram’da bizi takip edin. Haziran başında anons ediyor olacağız.  Şimdilik şunu söyleyebilirim… hediyeyi kazanmak için insaların yaratıcı olması gerekecek! Ha, bir de çanta üzerinde çalışıyoruz.

B: Çanta mı? Ben de isterim!canım_tur

J: Evet! Canım çantaları!

B: Heyecanla bekliyor olacağım! Tabii ki harika yazılarınla birlikte.  Teşekkürler Joseph!

J: Ben teşekkür ederim!