j

Lorem ipsum dolor amet, consect adipiscing elit, diam nonummy.

Follow Us

Search

Empathia Creative
  -  Köşe Yazısı   -  Aile Yadigari Kıyafetlere Yeniden Yaşam Vermek
vintage, fashion, moda, blog, yazar

Aile Yadigari Kıyafetlere Yeniden Yaşam Vermek

Tipik bir küçük kızın karakteristiklerine uyarak ben de annemin gardrobunu bir hazine avına çıkmışcasına karıştırmaya bayılırdım. Gizliden gizliye bluzlarını elbise niyetine giyer, ayakkabıları çantalarla, çantaları takılarla, takıları da ruj renkleriyle birbirine uydurmaya çalışırdım. Hala duyabiliyorum – aynaya doğru yürürken topuklu ayakkabıların mermer koridorda çıkardığı sakar klik-klak seslerini. Aynada görmeyi umduğum ise, bir yetişkinin yansımasıydı.

Sanırım çocuklar sadece her istediklerini yapabilecekleri o mistik özgürlüğü elde etmek için değil (o da ne büyük bir  ilüzyon olarak çıkar karşımıza), ama aynı zamanda için için, anne-baba’larının ödev ve oyun, akşam yemeği ve yaz tatili alemi dışındaki hayatlarının bir parçası olmak için büyümeye bu kadar acele ederler. Onların haricinde, sadece diğer büyüklerin bir parçası olduğu apayrı bir dünyalarının olduğuna dair müthiş bir farkındalık ve duyarlılıkları vardır. Dışlanmış hissederler.

Annesinin bu dünyadaki en güzel ve gizemli kadın olduğuna inanan çocukluğuma şimdi geri baktığımda farkediyorum ki, annemin ayakkabılarını, dünyayı onun gibi görebilmek için giyermişim. Çantalarını, ne sırlar taşıdıklarını merak ettiğim için takarmışım. Yüzüklerini – sıra sıra her tombik parmağıma – beni çocuk olduğumdan içermeyen diğer hayatına bağlanabilmek için dizermişim.

20 yıl sonra annemin gardrobu hala beni büyüler. Annemin ara ara patlayan protestolarına rağmen, evlerini her ziyaret edişimde o kocaman ahşap dolaplara doğru yürür, bana hitap eden bir başka parça bulmaya çalışırım. Her sezon, içinde annemin gençliğinde giydiği kıyafetleri muhafaza eden antika bavulları açarız bir tören edası ve ciddiyetiyle. Annemle aynı boy olduğumuz için duyduğum sessiz minnetkarlıkla, şimdi bu sihiri bitmeyen süslenme oyununu, her bir parçanın nakış ipliği gibi, bizi kökenimize dokuduğunun farkındalığıyla oynuyorum.

Aile yadigari dediğimiz illa ki elmas bir yüzük veya gümüş bir tepsi olmak zorunda değil. Mastercard’ın reklamı gibi kulağa geleceğim riskini göze alarak şunu söyleyeceğim ki, bir zamanlar anne veya anneannenize, hatta baba veya büyük babanıza ait herhangi birşeyi giyip takabilmek, kullanabilmek, paha biçilmez. Çünkü sadece vintage birşey giymiş olmuyor, aynı zamanda ailenizin hikayesini anlatıyor oluyorsunuz.

İnanılmaz olan şu ki, aile sandık ve bavullarına daldığım her sefer, değişik bir parça beni kendine çekiyor. Tarihin kendini tekrarladığı gibi, moda da her zaman kendini tekrarlıyor. 80’lerden maskülen hatlı,  geniş omızlu bir ceket, 70’lerden yüksel bel bir pantolon, veya 60’lardan mini bir elbise olsun, er ya da geç son trend olarak yeniden moda dünyasına geri sallanıyorlar.  Güvenilir bir terzi, modern aksesuar ve yaratıcı kombinasyonlarla, mesela, anneannenizin üniversiteye giden anneniz için kendi elleriyle diktiği elbiseye hakkını verebilirsiniz.

Ve inanın ki, herhangi bir raftan satın aldığınız bir giysi yerine ailenizden size kalan bir parça için iltifat almanın hazı… bambaşka. Onları, ve sizi, benzersiz yapan işte bu. Eski diye atmayın, bu tatlı hazinelere, hikayelere sahip çıkın.

Giyim, Moda